
Son günlerde İran ve İsrail arasında yaşanan gerginlik, dünya kamuoyuna Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemini bir kez daha hatırlattı. Bu bağlamda, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları dikkat çekti. Trump, Çin’in İran petrolüne ne denli bağımlı olduğunu vurgulayarak, Orta Doğu’daki barış ve istikrarın Çin için de kritik olduğunu belirtti.
Çin’in İran’la petrol ticareti 1970’li yıllarda başladı ve zamanla derinleşti. Bugün Çin, petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 13,6’sını İran’dan karşılıyor. Hürmüz Boğazı üzerinden Çin’e günlük ortalama 1,38 milyon varil İran petrolü ihraç ediliyor. İran açısından da Çin, en büyük müşteri konumunda. İran’ın toplam petrol ihracatının yüzde 90’ı Çin’e gidiyor.
Ancak bu ticaretin ana aktörleri, büyük petrol şirketleri değil, ABD yaptırımlarından çekinmeyen küçük ve bağımsız Çinli rafineri firmaları, yani “teapot”lar. Büyük Çinli şirketler ise 2022 yılından bu yana İran’ı resmi tedarikçi listelerinden çıkardı. Son dönemde yaptırımların sıkılaşmasıyla İran’dan yapılan petrol ithalatı da düşüş gösterdi. Geçen yıl günlük 1,48 milyon varil olan ithalat, bu yıl yüzde 7 azalarak 1,38 milyona geriledi. Ortaya çıkan 100 bin varillik farkı ise Çinli “teapot”lar başka kaynaklardan temin ediyor.
İran petrolünün Çinli alıcılar açısından cazip kalmasının başlıca nedeni ise yine yaptırımlar. Alternatif pazar sıkıntısı yaşayan İran, fiyatları düşürmek zorunda kaldı. Bu sayede Çinli rafineriler, İran petrolünü piyasa fiyatının yaklaşık yüzde 10 altında satın alabiliyor.
İran ile İsrail arasında yaşanan gerginliğin sona ermesiyle, Çin’e petrol sevkiyatında kısa vadede bir tehdit kalmadı. Ancak analistler, Çin’in bu tür jeopolitik riskleri dikkate alarak uzun vadede İran’a olan bağımlılığını daha da azaltabileceğini ve alternatif tedarik yolları arayacağını öngörüyor.
DOLAR
EURO
RUBLE
MANAT
LİRA