
Güney Kafkasya’da kalıcı bir barışın sağlanması, bölgedeki ülkelerin egemenliğini güçlendirerek dış politika seçeneklerini genişletebilir. Gürcistan kısa vadede bazı ekonomik zorluklarla karşılaşsa da uzun vadede daha istikrarlı ve bağlantılı bir bölge, güvenliğini ve ekonomik fırsatlarını artırabilir.
### *Yeni Bir Savaşın Önlenmesi*
Ermenistan ile Azerbaycan arasında barış anlaşması müzakerelerinin tamamlandığı duyurulalı on günü aşkın bir süre geçti. Ancak, bu barış anlaşmasının kısa vadede imzalanacağının garantisi yok. Azerbaycan, anlaşmanın ön şartı olarak Ermenistan’ın anayasasında değişiklik yapılmasını talep ediyor. Özellikle, Ermenistan’ın 1990 Bağımsızlık Bildirgesi’ne ve Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a katılma ihtimaline atıfta bulunan ifadelerin kaldırılmasını istiyor. Bu değişiklik ülke çapında bir referandum gerektiriyor ve bunun en az bir buçuk yıl içinde gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.
Barış anlaşmasının gecikmesi, sınır çatışmalarının yeniden alevlenme riskini artırıyor. Son 35 yılda iki büyük savaş yaşandı ve 2020’deki savaş Azerbaycan’ın zaferiyle sonuçlandı. Azerbaycan, Ermenistan’ın kontrol ettiği toprakların büyük kısmını geri aldı. Rus barış güçlerinin korumasında kalan küçük bir bölge de 2023’te Moskova’nın Ukrayna’daki savaşa odaklanmasını fırsat bilen Bakü tarafından ele geçirildi.
Bugün, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki 1.000 kilometrelik sınır hattı adeta bir cepheye dönüşmüş durumda. Bölge, siperler, yüzlerce askeri mevzi ve binlerce asker ile dolu. Sınırda zaman zaman çatışmalar yaşanıyor ve bu çatışmalar çoğu zaman hem askerler hem de siviller için can kaybına yol açıyor.
Azerbaycan’ın askeri pozisyonu şu anda daha güçlü. Sınır boyunca stratejik noktaları kontrol eden Bakü, olası yeni bir gerilimde Ermenistan’ın toprak kayıplarını artırabilir ve hatta ülkenin egemenliğini tehdit edebilir. Böylesi bir gelişmenin sonuçları sadece Ermenistan’la sınırlı kalmaz; tüm Güney Kafkasya, özellikle de Gürcistan bundan olumsuz etkilenir. Artan istikrarsızlık, bölgenin yatırım çekiciliğini ve transit ticaret potansiyelini azaltabilir.
### *Sınırların Açılması*
Eğer bir barış anlaşması imzalanırsa, Güney Kafkasya daha istikrarlı hale gelebilir ve bölgenin önemli bir transit merkezi olmasını sağlayabilir. Şu anda Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye ile olan kapalı sınırları nedeniyle dış dünyaya büyük ölçüde kapalı durumda. Olası bir barış anlaşması, bu ülkelerle diplomatik ilişkilerin başlamasını ve sınırların açılmasını sağlayarak ekonomik iş birliğini artırabilir.
Özellikle, Ermenistan-Türkiye sınırının açılması kritik bir konu. İki ülke, son üç yıldır özel temsilciler aracılığıyla yoğun bir diplomasi yürütüyor. Ermenistan, bu süreçte güven inşa etmek için adımlar attı; Türkiye’deki deprem sonrası insani yardım gönderdi, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın çağrısının ardından Filistin’i tanıdı ve yakın zamanda Türkiye’nin aradığı iki suçluyu iade etti.
Açık sınırların ekonomik faydaları çok net. Şu anda Gürcistan üzerinden gerçekleşen Ermenistan-Türkiye ticareti, doğrudan yapılabilecek. Ayrıca, Ermeni şirketler Türk limanlarına daha kolay erişim sağlayabilecek. Bu durum başlangıçta Gürcistan’ın ticaret hacmini düşürebilir; ancak uzun vadede Güney Kafkasya’nın transit merkezi olarak cazibesini artıracaktır.
Fakat Türkiye, sınırların açılması için öncelikle Ermenistan ile Azerbaycan arasında resmi bir barış anlaşmasının imzalanmasını şart koşuyor. Ne bölgesel ne de uluslararası aktörler bu tutumu değiştirebilmiş değil. Batılı ülkeler süreci hızlandırmak için baskı yapıyor; ancak zaman daralıyor. Küresel jeopolitik gelişmeler belirleyici olabilir. Eğer ABD ve Rusya arasında Ukrayna konusunda bir ateşkes sağlanırsa, Moskova Güney Kafkasya’ya yeniden odaklanabilir ve Ermenistan-Azerbaycan barış sürecini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışabilir.
### *Arabulucusuz Sürecin Dersleri*
Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış müzakereleri, Gürcistan için önemli dersler barındırıyor. Son bir yılda müzakereler uluslararası arabulucular olmadan yürütüldü. Bu durum, sürecin hızlanmasını sağladı ancak aynı zamanda Ermenistan’ın ciddi tavizler vermesine yol açtı.
Bu tavizlerden biri, Avrupa Birliği’nin Ermenistan’daki gözlem misyonunun (EUMA) olası sonlandırılması oldu. Azerbaycan, başından beri bu misyonu istemiyor ve sınırdaki olayların yönetimi için önerilen “acil durum hattı” gibi girişimleri engellemişti. Sonuç olarak, Bakü’nün baskısıyla Ermenistan bu konuda geri adım attı.
Bir diğer önemli taviz, Ermenistan’ın Azerbaycan ile ikili ilişkilerde Dağlık Karabağ’a dair tüm iddialarından vazgeçmesi oldu. Nihai barış anlaşmasında, iki ülke birbirinin toprak bütünlüğünü tanıyor ve Dağlık Karabağ ile ilgili tüm hukuki taleplerden feragat ediyor. Bu durum, Karabağ’dan Ermenistan’a göç eden 150.000’den fazla kişinin gelecekte geri dönüş umutlarını da tamamen ortadan kaldırıyor.
Geçmişte, Ermenistan uluslararası arabulucular sayesinde bu türden büyük tavizler vermekten kaçınabiliyordu. ABD, Rusya ve Fransa’nın dahil olduğu AGİT Minsk Grubu, uzun yıllar boyunca bu süreçte önemli bir rol oynadı. Ancak, 2020 savaşının ardından Azerbaycan bu grubu tamamen dışladı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte Batı ile Moskova arasındaki diplomatik temaslar durunca, Güney Kafkasya için yeni bir arabuluculuk formatı da oluşturulamadı.
Bu durum, Gürcistan için önemli bir uyarı niteliğinde. 2008 savaşından sonra Gürcistan’daki çatışmalarla ilgili yürütülen Cenevre Görüşmeleri zaman zaman yavaş ilerlese de tamamen arabulucusuz bir müzakere süreci Tiflis’in mevcut anlaşmalardan vazgeçmesine yol açabilir. Gürcistan, Rusya ile doğrudan müzakere ederse, tek taraflı tavizler vermek zorunda kalabilir. Ancak Ermenistan’ın deneyimi, bu türden tavizlerin bile her zaman kalıcı bir barış sağlamadığını gösteriyor.